08 Ağustos 2014 Cuma 10:13
Akşar: Devletin sponsor olduğu futbolda özerklikten söz edilemez
Futbol ekonomisti Tuğrul Akşar, ülkemizde futbol sponsorluğundan gelen kaynakların önemli bir kısmının devlet kaynaklı olması nedeniyle devletin, bu aktarılan fonlar sayesinde siyaset aracılığıyla her zaman futbol üzerinde bir vesayet kurma olanağına kavuştuğunu ifade etti.

Spor Toto'nun hem Süper Lig'e hem de 2. ve 3. Lig'e, Ziraat Bankası'nın Türkiye Kupası'na, PTT'nin 1. Lig'e ismini vermesi ve Digitürk'ün TMSF'nin eline geçmiş olmasının, futbol üzerinde daha önceden de var olan devlet vesayetinin pekişmesine olanak sağladığını belirten Akşar, hal böyle olunca Türk futbolunda özerklikten bahsedilemeyeceğini söyledi.

Cihan Haber Ajansı'na açıklamalarda bulunan Akşar, finansal fair play kriterlerinin önemli olduğunu vurgulayarak, "Finansal fair-play kriterleri 2014-2015 sezonundan itibaren uygulanmaya başladı." dedi.

Bu kriteler kapsamında mali yapısı güçlü ve dengeli olmayan kulüplerin UEFA Lisansı alamayacağını da belirten Akşar, finansal fair play kriterlerinin temelde futbol kulüpleri arasında iktisadi ve mali dengede rekabet ortamını oluşturmayı amaçladığını dile getirdi. Akşar, şöyle devam etti:

"Finansal yapısı sağlam olmayan ve beklenen finansal rasyolarda yeterli bir mali bünyeye sahip olamayan kulüplerin, UEFA lisansı alamamaları durumunda iktisadi ve mali anlamda çok önemli kayıplarla karşı karşıya kalabilecekler. Ayrıca başta UEFA organizasyonlarından men cezaları olmak üzere, çok önemli maddi ve sportif yaptırımlarla da karşı karşıya kalabilecekler."

UEFA Şampiyonlar Ligi'nin kulüplerimiz için maddi ve sportif anlamda çok önemli bir organizasyon olduğu dile getiren Tuğrul Akşar, "Şampiyonlar Ligi'ne katılan ve gruplarda mücadele eden bir takım gruptan çıkamasa bile yaklaşık olarak 20-25 milyon Euro civarında bir gelir elde ediyor. Orada 6 maçta bu gelir elde edilirken Spor Toto Süper Lig'de mücadele ettiğiniz 34 maç sonunda bu parayı alacağınız galibiyet primlerinden dahi elde edemiyorsunuz. Şampiyonlar Ligi ve UEFA Avrupa Ligi'ne gidebilmek için finansal fair-play kriterlerine uyum sağlamak bu açıdan çok önemli." dedi.

UEFA'nın finansal fair-play kurallarına uygulama konusunda Avrupa'nın üst düzey ülkelerine karşı biraz daha toleranslı davrandığını vurgulayan Akşar, "Futbolda yaşanan bu sıkıntılar sadece bizim ülkemize özgü değil. Avrupa'da da bir çok kulübün finansal anlamda sağlıklı ve sürdürülebilir bir yapıya sahip olmadığını görüyoruz." diyerek şöyle devam etti:

"Avrupa'nın en büyük kulüplerine ve bu kulüplerin yer aldığı liglere karşı daha hoşgörülü olan UEFA'nın, bizim gibi birinci sınıf futbol ülkesi olmayan liglere karşı tavizsiz bir yaklaşım sergilemesi, son zamanlarda bu ülkelere karşı UEFA'nın bir güvenilirlik problemi yaşamaya başladığını söyleyebiliriz.

Gücü daha çok bizim gibi ülkelere yeten UEFA Avrupa'nın en borçlu kulüplerine sahip Premier Lig'e, La Liga'ya herhangi bir yaptırım uygulayamıyor. Nitekim, UEFA Finansal Fair Play kriterleri ilk kez 2012-2013 sezonunda uygulanacaktı, ancak İngiliz kulüpleri mevcut mali yapılarını kısa süre içinde bu kurallara uydurmakta zorlanacaklarını ifade edince, uygulama 2014-2015 sezonuna ertelenmişti. Bu da, UEFA'nın futbolda ülkelere nasıl çift taraflı davrandığının açık bir göstergesi olarak yorumlanabilir.

Büyük ligler ve takımlar, ne pahasına olursa olsun, mutlaka Şampiyonlar Ligi'nde olmalı. Ne yazık ki, UEFA bu liglerin ve takımların, mevcut organizasyonlarının marka değerini artıracağına inanıyor. Bu durum da bu liglerle diğer ligler arasında haksız bir rekabetin doğmasına yol açıyor. UEFA bir yandan, futbolda dengeli rekabeti sağlamaya yönelik, fair play kurallarını getirmeye çalışırken, diğer taraftan bunun tam zıddı uygulamalarla küçük ligler ve kulüpler aleyhine bir haksız rekabet oluşturuyor."

Türkiye'de futbol kulüplerinin mali durumlarının çok sürdürülebilir konumda olmadığını kaydeden futbol ekonomisti Akşar, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Futbolda birçok takımın gelirleri giderlerini karşılamakta yetersiz kalıyor. Var olan mali kaynaklar ise etkin ve verimli bir şekilde kullanılmıyor. Hesapsız, kitapsız ve verimsiz yapılan harcamalar bir süre sonra kulüplerin fon ihtiyacını giderek artırmaya başlıyor. Böyle olunca da kulüpler aradaki farkı kapatmak için borçlanma yoluna gidiyorlar. Bu borçlanma bankalardan alınan krediler, üçüncü şahıslardan ve yöneticilerden sağlanan kaynaklarla mümkün olabiliyor. Bu da, zaman içinde kulüplerin finansal yapılarını olumsuz etkilemeye başlıyor.

Bu yüzden bu kulüpler, sürdürülebilir ve istikrarlı bir büyüme yakalayamıyorlar, borç batağına sürükleniyorlar. Sonrasında borçlanmanın olumsuz etkileri sportif performansı da olumsuz etkiliyor. Kulüp aşırı borçlanmadan dolayı zaman içinde oyuncularına teknik kadrosuna ücret, maaş ve prim gibi borçlarını ödeyemediği için kulübün bireysel ve takım bazında bir süre sonra motivasyonu düşüyor, bu da sportif performansın giderek düşmesine neden oluyor.

Aynı zamanda, içine girilen kısır döngü kulübün mali kaynaklarını da erittiği için, yetenekli, rekabetçi ve kaliteli oyuncu ve hoca transferleri mümkün olamıyor. Türkiye'de özellikle kulüplerimizin mali yapıları istenilen düzeyden çok uzakta. Kulüplerimiz net borçlu olarak gözüküyor. Gelirlerimiz giderlerimizi karşılamayınca borçlanma yoluna gidiyoruz. Aslına bakarsanız Türk futbolunun gelirleri 2000 yılında 150 milyon Euro civarındayken, 2014 yılında bu tutar 600 milyon Euro düzeyine kadar çıktı. Burada yüzde üçyüze ulaşan, geometrik bir gelir artışı söz konusuyken, ne yazık ki, bunun sportif tarafta karşılığı beklenenden çok geride kaldı.

Parasal refah seviyemizi yükseltirken, sportif refah seviyemizi yükseltemedik. UEFA ve FIFA sıralamalarında 2000'in gerisinde kaldık. Normalinde futbolumuzdaki bu parasal büyümenin beraberinde sportif başarıyı da getirmesi beklenirken, bu ne yazık ki, ülkemizde olmadı. Aslına bakarsanız bizim kaynaklarımız var, ancak bunları etkin kullanamadığımız için sportif kuraklık çekiyoruz. Bunun yanında Avrupa'ya gidebilen takımlarımız da mali sıkıntılardan dolayı performanslarını tam ortaya koyamıyorlar.

Tüm bunların temel nedeni ise; futbolumuzdaki parasal büyüme ve gelişime karşın, yönetsel gelişimimizin parasal gelişim hızını yakalayamaması, bu büyümeyi yönetebilecek ve yönlendirebilecek bir sportif yönetsel yapılanmayı hayata geçiremeyişimizdir. Yani, parasal gelişim, sportif yönetsel gelişimin önüne geçti.

SPONSORLARIN TÜRK FUTBOLUNU TERK ETMESİ

Türk sporunda ve özellikle Türk futbolunda sponsorların son yıllardaki kaçışını da yorumluyan Tuğrul Akşar, Fenerbahçe ve Galatasaray gibi takımların göğüs reklamı bulmakta zorlanmasına da dikkat çekti. Akşar, büyüklerin bu sıkıntıyı yaşamasıyla birlikte özellikle Anadolu takımlarının yıllardır nelern yaşadığının da gündeme geldiğini ifade etti.

Ekonominin temel kurallarından birisinin, 'para her zaman huzurlu, güvenli ve istikrarlı ortamları sever.' söylemine vurgu yapan Akşar, sözlerine şöyle devam etti:

"Bir yerde belirsizlik, kargaşa, kaos ve kavga varsa, para orayı terk eder. Futbolumuzda da ne yazık ki, bu bağlamda kaos, kargaşa ve kavga ortamı olunca sportif finansal yatırımcı kaçmaya başlıyor. Maalesef, bu nedenle de Türk futbolu kendi iç dinamikleriyle iktisadi ve mali anlamda istenilen düzeye gelemiyor. Bu kapsamda hep kaynağa ve ilave fonlara ihtiyacı olan bir ligimiz var. Yönetsel anlamda da kulüplerin günün ve endüstriyel gelişimin gerektirdiği kurumsal yönetim ve yönetişimi, kendi kulüplerine egemen örgüt yapıları haline getirememeleri, Türk futbolunun tökezlemesine neden oluyor. Bu nedenle kulüplerimiz iyi yönetilmediği için, futbol yeteneği ve havuzu son derece bereketli bu coğrafyada sportif kuraklık yaşamaya devam ediyor.

Yukarıdaki saydığımız olumsuzluklara ek olarak, Türk futbolunun kalite, izlenilirlik ve uluslararasılaşabilmek gibi bir gündemi de bulunmadığı için, sponsorlar kendi ürününü taşıyacak ulusal veya ulusalararası marka olabilecek kulüp bulmak isteyen firmalar yavaş yavaş takımlarımızı terk ediyor. Tüm bu sorunların çözümlenebilecek sorunlar olduğunu düşünüyorum. Bu anlamda 57. sezon başlarken, futbol otoritesi, tüm futbol paydaşlarının katılacağı bir arama konferansı düzenlemeli ve buna bağlı bir akil adamlar oluşumu sağyarak, Türk futbolunun içinde bulunduğu temel sorunlarını çözüm süreci ile futbolumuza dostluk, sevgi ve kardeşlik iklimini kuracak bir barış süreci başlatılmalıdır.

Bunların bitirilmesi için futbolun akil adamlarının bir araya gelip durum değerlendirmeleri yapmaları gerekiyor. Bir an önce nefret dilinden vazgeçilip, kaosun bitirilmesi gerekiyor. Futbolumuzda acilen barış sürecinin başlatılması gerekiyor. Bunlar yapılırken futbol otoritesinin herkese eşit, adil ve dengede bir yaklaşım sergilemesi gerekiyor. Son zamanlarda bakın Türk sporuna sponsor olan firmalar Avrupa'daki takımlara veya spor dallarına sponsor olmaya başladılar."

Özellikle Türk futbolunda yaşanan olayların yine futbolun kendi dinamiğiyle, aşağıdan yukarıya bir yapılanmayla çözülebileceğini belirten Akşar, siyasi kanallardan yukarıdan aşağıya bir emir komuta zinciri içinde Türk futbolunun sorunlarının çözülemeyeceğini bildirdi. Akşar, şöyle konuştu:

"Bu sorunlar uzun vadeli stratejik yaklaşım ve planlarla çözümlenebilir. Aksi taktirde, belki ilk etapta emir komuta zinciri içinde bu sorunları çözebilirsiniz ancak bunlar kısa vadeli çözüm yöntemleridir. Bunların çözümüne katkı sağlamak için de futbol takımlarının da bir an önce rekabete, dostluğa, barışa olumlu mesajlar vermeleri lazım."

DEVLETİN SPONSPOR OLDUĞU YERDE ÖZERKLİKTEN BAHSEDEMEYİZ

Türkiye'de özellikle futbolun özerk yönetildiğinin her ortamda söylenmesine rağmen futbolun sponsorlarının devletin kontrolündeki Spor Toto, Ziraat Bankası, Digitürk ve PTT olduğunu kaydeden Akşar, sözlerini şöyle tamamladı:

"Futbolumuzun tüm sponsorları devletin kontrolünde. Böyle bir ortamda siyasetin futbola etki etmemesi mümkün mü? Maalesef böyle olunca siyasetin eli hep futbolun üzerinizde olur. Eğer sizler birinci sınıf futbol ülkesi olursanız siyasetin etkisi azalır. Birinci sınıf futbol ülkesi olamazsanız siyasetin her zaman etkisi ve yönlendirmesi devam edecektir. Dolayısıyla TFF özerktir diyoruz ama söylediğim faktörler bunu etkiliyor."
Son Güncelleme: 08.08.2014 10:13
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.