İki takım için de farklı sebeplerle önemli bir maçtı.  Beşiktaş son 3 maçının 2'sinde mağlup olmuştu. Hissedilir bir düşüş gözleniyordu takımda. “Acaba” sorusu her gün biraz daha dillendirilir olmuştu. Galatasaray karşısında yenilirse, belki de bir “kırılma” yaşanacaktı. Liderliği kaybetmesi bir yana, sıkça ifade edilen “Beşiktaş final oynayamıyor… sonunu getiremiyor” sözleri, bir tür “kanıtlanmış” olacak, bunun psikolojik sonuçları ihtimal ki pek hayırlı olmayacaktı.
 
Galatasaray için yenilgi, daha vahim sonuçlar doğuracaktı. Beşiktaş'ın 9, Fenerbahçe'nin 8 puan gersine düşecek, şampiyonluk yarışından muhtemelen kopacaklardı. Bir başka sonuç… Mustafa Denizli'nin gelişiyle oluşan hava dağılacak, takımın geleceğine dair umutlar yerini derin kaygılara bırakacaktı.
 
Bunları niye söylüyorum? Maç başladığında, yenilginin sonuçlarını daha fazla ciddiye alan tarafın Beşiktaş olduğunu gördük. Doğrusu, şaşırdığımı söylemeliyim. Bir paragraf önce saydığım vahim sonuçları Mustafa Denizli'nin değerlendirmemiş olduğunu düşünmek abes olur. Buna rağmen sahada bu kadar “kaderine razı” bir Galatasaray görmek, deyim yerindeyse “acayip” bir haldi.
 
Selçuk, Sneijder, Chedjeu savunmanın hemen önüne çekilmiş orta sahayı neredeyse bütünüyle Beşiktaş'a terketmiş bir Galatasaray vardı, maçın ilk yarısında… İsmail ve Beck her fırsatta rakibin kanatlarını arşınlarken, Sabri ve Olcan kendi yarı sahalarını terketmeme yemini etmiş gibiydiler. Golü, galibiyeti gerçekten düşünen takım Beşiktaş'tı; bunun için neredeyse her şeyi yaptı. Topla oynama oranları ilk yarı bittiğinde yüzde 61'e 39'du. Beşiktaş 10 şut attı, Galatasaray sadece 1; Beşiktaş 6 korner kullandı, Galatasaray sadece 1. Muslera en az 4 pozisyonda gole dur diyen oyuncuydu.
 
İkinci yarı başladığında tablo kısmen değişti. Galatasaray savunması ve orta sahası ileri çıktı; Beşiktaş sahasında ilk yarıya oranla daha fazla pas yapmaya, daha sıkı bir baskı oluşturmaya başladılar. Ve ilk gol Galatasaray'dan geldi. Ama altını çizmek lazım; gol baskılı oyunun sonunda değil, aksine Beşiktaş atağından dönen uzun bir topa kaleci Günay'ın hatalı çıkışı ve ıskası sonucunda geldi. Sneijder'in 54. dakikadaki golü, Galatasaray'ın Beşiktaş kalesine yönelmiş ikinci topuydu.
 
Golün ardından Beşiktaş'ın cevabı çabuk geldi. O golde de –Oğuzhan'ın zeka dolu pası ve Gomez'in şahsına münhasır vuruşunu es geçmeyelim ama- Muslera'nın hatası vardı. Belki başka bir kaleci olsa böyle bir cümle kurmazdım; lakin kaledeki adam Muslera olunca, o şutu bile çıkartmasını bekliyor insan…
 
Beşiktaş maçı kazanma konusundaki kararlılığını beraberlikten sonra da sürdürdü. Galibiyet golü enteresandı. Gökhan Töre'nin oyuna girdikten hemen sonra topla ilk teması bir “tek pas”tı. Aradan 1 dakika geçti, topla ikinci kez buluştu, gelişine vurdu; top filelere gitti.
 
Derbinin sonucu bir yana, son 40 günlük performansına bakıldığında,  Galatasaray'ın durumu gerçekten kaygı verici. 3 Kasım'dan bu yana 3'ü Avrupa'da, 5'i ligde toplam 8 maç oynadı; 4 mağlubiyet, 3 beraberlik, 1 galibiyet. Mustafa Hoca'nın işi sanılandan da zor.

Kaynak: NTVSPOR

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.