Bugünlerde Türkiye'de “kimin yerinde olmak istemezdin” sorusuna verilecek en yaygın cevaplardan biri, herhalde “Deniz Ateş Bitnel'in” olsa gerek. Türkiye'de futbolun bütün günahlarını üzerine yükleyeceğimiz bir kurban olup çıkıverdi genç hakem… Kimi ağır ruhsal sorunlarla malûl olabileceğinden söz etti, kimi uluslararası bahis çeteleriyle ilişkisi olabileceği kuşkusundan… Hatta kırmızı kartlardan uluslararası politik komplolar ürettecek kadar izandan yoksun olanlar bile çıktı. Galatasaray-Trabzonspor maçının hakemi Türkiye'yi karıştırmak isteyen bir mihrakın maşasıymış. Yuh be kardeşim! Allah kimseyi “bir kısım” Türk medyasının eline düşürmesin!

PEKİ NE OLDU?

Bir maçta birbiri ardısıra yanlış kararlar verdi Deniz Ateş Bitnel. Sabri'nin hareketi penaltıyken bunu görmemiş; ama Erkan Zengin'e yapılmış bir faul yokken penaltı noktasını göstermiş. Sanki ilk defa oluyor. Ayrıca dürüst olalım. Türk Telekom Arena'da, Sabri'nin hareketine kaç hakem penaltı düdüğü çalardı? Bana kalırsa hakemlerimizin yarısından daha azı. Öte yandan Erkan Zengin'e müdahale olup olmadığını ancak ağır çekimde bir kaç açıdan izledikten sonra farkettik. Yani, Erkan Zengin pozisyonu hakeme “yutturdu”.

Ya Umut Bulut'un aldığı penaltı? Orada da Cavanda'nın herhangi bir müdahalesi yokken, bu kez Umut Bulut “yutturdu” -ki o pozisyon da ancak ağır çekimde anlaşılabildi-. Bunun üzerine Cavanda çıldırdı ve hakeme fiili müdahalede bulundu; cezası belli: Kırmızı kart. Ardından Salih Dursun'un hareketi: O da kırmızı. Bu kartlarda tartışılacak bir şey var mı? Yok.

Elbette şu söylenebilir: İşlerin bu noktaya gelmesinde hakemin kötü yönetiminin birinci dereceden payı var. Doğrudur. Özer'in ve Aykut'un kartları ziyadesiyle tartışmalı. O pozisyonlarda belli ki, Bitnel sahada “otorite tesis etme” meselesini abarttı. Herhalde sahanın tek hakimi olduğunu anlatmanın yolunun, ilk fırsatta cezai yaptırımdan geçtiğini sanıyordu. Gençliğinin ve tecrübesizliğinin kurbanı oldu. Tabii bu noktada Bitnel'in mental olarak bu maça hazır olmadığından habersiz MHK'nın payını da atlamayalım.

İŞİN AHLAKİ YANI

Gelelim asıl meseleye… Deniz Ateş Bitnel'in sahadaki kararlarını ahlâkî olarak sorgulayabilir miyiz? Sanmıyorum. Sadece iyi bir hakem olmadığını söyleyebiliriz. Yanlış hakem kararları –arkasında özel bir kasıt yoksa, ki bu maç özelinde böyle olduğunu düşünmüyorum- ahlâkî bir mesele değildir; bir meslekî yetersizlik meselesidir.

Peki ya o penaltı pozisyonlarını hakeme “yutturan” futbolcular için ne söyleyeceğiz? Erkan Zengin ve Umut Bulut'un yaptıkları için ne düşünüyoruz? Bakıyorum, kimse onlardan söz etmiyor. Onlar, hata yapmadılar! Onlar, bilerek ve isteyerek maçı yöneten kişiyi aldattılar. Dolayısıyla, ortada ahlâkî olarak suçlanacak birileri varsa, bunlar Erkan Zengin ve Umut Bulut'tur.

Aslına bakarsanız, şahsen onlara da fazla bir şey diyemiyorum. Geçmişte ve bugün hakemi aldatarak sayısız penaltı vb kazanıp rakibinin emeğini çalmakla meşhur o kadar çok futbolcu var ki… Üstelik hâlâ “büyük futbolcu” muamelesi görüyorlar… E hâl böyle olunca, Erkan ve Umut'un da o kervana dahil olmasını yadırgayamıyoruz.

Sonuç olarak… Deniz Ateş Bitnel'i ve muhakkak bu vesileyle Türkiye'de futbol meüssesesini, bu müessesenin iç ilişkilerini vb tartışalım; hem de “aman zülfü yare dokunur” uyuzluğuna sığınmadan. Ama hem rakibinin emeğini çalıp hem de hakemleri canavarların ağzına atan futbolcuları da tartışalım. Tartışalım ve rezil olsunlar ki bundan sonra sahtekârlığa gönül indirecek olanlar da iki kere düşünsün.

Kaynak: NTVSPOR

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.